30 Eylül 2016

“Güzellik bütünüyle keyfi değil”: Erkeklerin bazı beden tiplerini özellikle tercih ediyor olmasının evrimsel kökenleri var!

The University of Texas at Austin’de gerçekleştirilen bir psikoloji araştırması, modern erkeklerin kıvrımlı kalçaya sahip kadınlara yönelik tercihlerini tarih öncesi faktörlere dayandırarak, günümüz güzellik standartlarına yeni bir ışık tutuyor.

Evolution and Human Behavior dergisinde yayınlanan çalışmada araştırmacılar erkeklerin, “bel kıvrımının teorik olarak en uygun açısına”, yani kadın atalarımızın çoklu gebeliklerle daha iyi başa çıkmalarını sağlayan belden kalçaya doğru 45.5 derecelik kıvrıma sahip kadınlara yönelik tercihlerini araştırdılar.

Photo credit: University of Texas at Austin

27 Ağustos 2016

Kadınlar ve Erkekler Ne İster: Büyük Farklara Dair Kültürlerarası Bir Çalışma

37 farklı kültürdeki heteroseksüel erkek ve kadınları inceleyen çalışmada, kadınların ve erkeklerin cinsel partnerlerinde neler aradığına yönelik tercihlerin, cinsiyetler arasında anlamlı bir şekilde farklılaştığı görüldü. Çalışma, bu farkın evrimsel baskılardan kaynaklandığını savunan evrimsel psikologların teorilerini destekler nitelikte.


University of Texas at Austin’den Daniel Conroy-Beam ve arkadaşları, bir kişinin cinsel partnerlerinde aradığı özelliklere bakarak, o kişinin cinsiyetini yüzde 92 kesinlikle tahmin edebildikleri sonucuna ulaştılar.

Personality and Social Psychology Bulletin’de yayınlanan çalışmalarında araştırma grubu, “Eş tercihlerindeki genel örüntüye dair cinsiyet farklılıklarındaki yeni değerlendirmemiz, hayatımızın bu önemli parçasının kadınlar ve erkekler için belirgin ölçüde farklı olduğunu gösterdi ¬– araştırmacıların bugüne kadar kabul ettiklerinden de fazla.” şeklinde yazdı.

4 Haziran 2016

Erkeklerde yer-yön bulma kabiliyeti eş bulmak için mi gelişti?

Utah Üniversitesi’nin iki farklı Afrikalı kabile üzerinde yaptığı bir araştırma, erkeklerin daha üst düzey bir yön bulma kabiliyeti geliştirdiklerini, çünkü daha gelişmiş bir mekansal algı kabiliyetine (objeleri farklı yönlerden algılayabilme yeteneği) sahip erkeklerin daha uzun seyahatlere çıkıp, daha fazla yol katedebildiklerini ve daha fazla eşleşip çocuk sahibi olduklarına yönelik ilk bulguları ortaya çıkardı.

Evolution and Human Behavior dergisi’nde yayınlanan araştırmada antropologlar, Namibya’nın güneybatısında yaşayan Twe ve Tjimba adlı kabilelerden düzinelerce üyeyi, testler yaparak, belli görevler vererek ve yüzyüze görüşerek incelediler. Bu testler ve görüşmeler, mekansal algı görevlerini daha iyi yerine getiren erkeklerin, daha uzun seyahatlerle daha fazla yol katetmekle kalmayıp, aynı zamanda daha fazla eşleşip daha çok çocuk yaptıklarını gösterdi.

16 Şubat 2016

Homoseksüellik sosyal yakınlaşmayı teşvik etmek için evrilmiş olabilir!

Yeni bir araştırma, homoseksüelliğin (eşcinselliğin) insanlarda sosyal bağlanmayı ve yakınlaşmayı teşvik etmek üzere evrimsel olarak seçildiğini öne sürüyor. Bu ön çalışmanın sonuçları, diğer insanlara bağlanma ihtiyacımızın, bizi homoseksüel davranışlara daha açık yaptığına dair ilk kanıtları sunuyor.

Portsmouth Üniversitesi’nden Dr. Diana Fleischman ve arkadaşları, homoseksüel davranışın, insan türünün evrim süreci boyunca sosyal koalisyonlardaki ilişkileri güçlendiren bir rol oynamış olma ihtimalini test etmek üzere, progesteron hormonu ve cinsel davranışlara yönelik tutumlar arasındaki ilişkiyi incelediler.

Archives of Sexual Behavior dergisinde yayınlanan araştırmada, yüksek düzeyde progesterona sahip olan heteroseksüel kadınların, diğer kadınlara karşı cinsel davranışlarda bulunma fikrine daha açık oldukları tespit edildi. Benzer şekilde heteroseksüel erkeklerin, arkadaşlara sahip olmanın ve ittifaklar kurmanın önemi örtük bir şekilde çağrıştırıldığında, erkeklerle cinsel davranışlar içerisine girme fikrine yönelik daha olumlu tutumlar benimsedikleri görüldü. Bu durum özellikle yüksek düzeyde progesterona sahip erkeklerde çarpıcı bir düzeyde artış gösteriyordu.

5 Aralık 2015

Güzellik bakanın gözünde mi, bakışın evriminde mi?

(13.11.2015 tarihinde kulturservisi.com'da yayınlanan yazım.)

Güzelin doğasına, özüne, ideolojisine, biçimine dair bir şey duymayan, bir fikri olmayan kimse yoktur. Çocukların ilk öğrendiği kelimelerden biridir güzel ve gördükleri nesnelerle ilgili en sık kullandıkları sıfatlar arasındadır. Ebeveynin, toplumun, kültürün, kısacası bütün bir sosyal ağın içerisinde gören bizler, güzelliğin bakanın gözünde olduğuna inanmak isteriz genellikle. Bakanın gözü, elbette görme'nin ideolojik ve tarihsel inşasından azade değildir. Neyin güzel bulunacağına karar veren kişinin öznel değerlendirmesi değildir yalnızca, içinde yaşadığı kültürün arka plandaki etkisi her daim devreye girmektedir. Fakat meselenin bir boyutu daha var: göz ve görme, biyolojik olgulardır nihayetinde; yani milyonlarca yıllık geçmişimizde sayısız değişime uğrayarak günümüze ulaşan işlevsel ve karmaşık bir sistemin parçalarıdır. Peki ya güzellik bu biyolojik sisteme ne kadar dahil, onun neresinde? Evet, güzellik bakanın gözünde, ama o göz biyolojik evrimin neresinde?

9 Eylül 2015

Genlerimiz Kaderimiz Mi? Evrimsel Psikoloji Hakkında Yanlış Bilinenler

«Bir kuram hakkında yargıya varmak için hem bize sağladığı bilgilerin miktarına, hem de bizden talep ettiği cahilliğin miktarına bakmak gerekir.»*

Hipotezlerden kuram gibi bahsedildiği, kesinliği şüpheli araştırma bulgularının internette ve gazete köşelerinde genel kabul görmüş doğrular gibi ifade bulduğu son yıllarda, yukarıda alıntılanan cümlenin değeri daha da artmış durumda. Bilimsel görüşlerin bizden talep ettiği cahilliğin miktarıyla paralel şekilde artan bir «gönüllü cahillik», modern zihinlerimizin konforu için epeyce gerekli bir hal aldı. Öyle ki, yalnızca bilimsel kuramlar bizden cahillik talep etmiyor, bizler de kuramlardan cahillik talep ediyoruz; daha basit, daha sade, daha anlaşılır, daha kolay hazmedilebilir ve en önemlisi daha «kesin» olmalarını istiyoruz. Mesela ‘…nın geni bulundu’ gibilerinden haberlere dikkat kesiliyoruz, zira insana ait her hastalığın geni bulunsun ve sorun bir neşterde, elbette genetik yoldan, halloluversin istiyoruz. Bilimsel kuramları, hipotezleri bu şekilde ele alma alışkanlığımızı tüketim kültürüyle, kapitalizmle, vs. ilişkilendirmek pekala mümkün, fakat bu yazının konusu başka. Antropolog Susan McKinnon’ın yazdığı ve Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi tarafından basılan «Neo-Liberal Genetik: Evrim Psikolojisinin Mitleri ve Meselleri» adlı kitaba dair birkaç söz etmek asıl maksadım.

31 Temmuz 2015

Ahlaki Yaşam Doğunca Başlar*

*30.07.2015 tarihli Birgün gazetesinde yayınlanan yazım.


Ahlakın bazı yönleri doğduğumuzda zihnimizde ve tüm insanlarda evrensel olarak mevcut mu? Diğer bir ifadeyle ahlak, bazı bakımlardan evrimimizin, biyolojik doğamızın bir ürünü mü?


29 Haziran 2015

[Ç]evrimiçi

(Onto Dergisi 7. sayısında yayınlanan yazım: ontodergisi.com)


Doğanın tali olduğu varsayımı, kısa bir süre sonra tüm yeryüzünü yaşanamaz hâle getirecek olan kültürel sistemlerin tahakkümünü mümkün kılmaktadır.*


Modern insanın tabiatla, yani aslında üzerinde yaşadığı gezegenle, yani aslında bu gezegenin de tasavvur edilemeyecek ölçüde ufak bir parçası olduğu kainatla ilişkisi, geçmişte hiç olmadığı kadar fırtınalı bir vaziyet sergilemekte. Belki de bugün tabiata hiç olmadığı kadar hoyrat, hiç olmadığı kadar şüpheci ve kaygılı gözlerle bakıyoruz. Onu, gündelik hayat pratiklerimize yabancı kıldığımız ölçüde, kaygımız da artıyor, ihtimali giderek uzaklaşan asude ve huzurlu birlikteliğimize duyduğumuz özlem de. Belki kendimize itiraf edemiyoruz ama, tabiatla samimiyetimizi arttırmak için giriştiğimiz çabalar da beyhude ve aslında samimiyetsiz. Kente yakın köylerden satın aldığımız evlerin bahçesindeki tek bir ağaçla, tek bir çiçekle, tek bir böcekle sahici bir yakınlık, kökteşlik, akrabalık, yoldaşlık ve en önemlisi eşitlik hissedemiyoruz. Hepsi de «çevrimiçi benlik» sunumlarımızın, paylaşım fetişimizi tatmin yollarımızın ve sözde tabiat sevgimizi görünür kılmanın birer malzemesi yalnızca. Değil mi ki kardan, yağmurdan, fırtınadan, soğuktan ve sıcaktan bahsederken «felaket», «esaret», «çile», «mücadele» gibi kelimeler kullanır olduk; değil mi ki tabiatla bütünleşmek için koştuğumuz köy evlerimize giden yolların otomobillerimizi fazla yıpratmayacak düzgünlükte olmasını talep ettik ve değil mi ki tabiatı da çevrimiçi anlamlar dünyasına sokuverdik? Son tahlilde, gezegenimizde kendimize inşa ettiğimiz hayat, o gezegene hiç olmadığı kadar yabancı bir karakterde varoluşumuza anlam katmaya çalışıyor.

8 Mart 2015

Evrimsel Psikolojiye Kısa Bir Bakış*

*Online psikoloji dergisi ONTO'nun 6. sayısında yer alan yazım. Derginin tüm sayılarına ontodergisi.com adresinden ulaşabilirsiniz.



Tabiatın evrim fikriyle açıklanma çabası daha eski tarihlere gitse de, Darwin'den günümüze kadarki zaman dilimi insanlık tarihinde farklı bir resim çizer. Bu resmin içinde yalnızca biyolojide, jeolojide, antropolojide yaşanan gelişmeler yoktur; aynı zamanda edebiyat, felsefe, sosyoloji ve psikolojide de yaşanan önemli gelişmeler vardır. Darwin'in öne sürdüğü kuramın, canlı hayatın kökenlerini ve bugün gözlemlediğimiz olguları açıklarken benimsediği bakış açısı, başta teoloji olmak üzere çok sayıda sağlam ve köklü fikir şubesinin itiraz edeceği bir bakış açısı olmasına rağmen, modern bilimin tüm dallarında kabul görmüştür. Uzun yıllar içerisinde evrim kuramının yanlışları düzeltilmiş, eksikleri tamamlanmış, boşlukları doldurulmuştur; tüm bilimsel açıklamalar için geçerli olduğu üzere evrim kuramı için de bu birikim süreci hâlen devam etmektedir.

27 Ekim 2013

Yüksek Topuk, Yüksek Çekicilik

Modayı belirleyen şey nedir? Bu soru sayısız defa sorulmuş, farklı açılardan cevap aranmıştır. İlk bakışta modayı belirleyenin, tasarımcılar ya da büyük tekstil şirketleri olduğunu düşünmek akla yatkın görünüyor. Bunda doğruluk payı vardır elbette; fakat acaba kökenleri yüz binlerce yıl öncesine giden adaptif zihinsel eğilimlerimiz (özellikle de üreme başarımızı arttırmaya yönelik evrilmiş olanlar), ne giyeceğimiz konusundaki kararlarımızı hangi ölçüde etkiliyor olabilir? İşte bize bu sorunun yanıtı hakkında fikir veren yeni bir evrimsel psikoloji araştırması…


Pek çok ülkedeki kadınların topuklu ayakkabılara olan ilgisi basit bir gözlemle anlaşılabilir. Bunun yanında, yine basit gözlemlere dayanarak, pek çok erkeğin de topuklu ayakkabı giyen kadınları daha çekici ve seksi bulduğunu söylemek abartılı bir yorum sayılmaz. Erkek dergilerini şöyle bir karıştırdığımızda poz veren modellerin çoğunun topuklu ayakkabı giydiklerini görürüz. Daha fazla uzatmadan bu yazının aktörü olan araştırmaya geçelim. Evet, kadınların bu topuklu ayakkabı merakının altında ne yatıyor olabilir?