Evolutionary Psychology

22.10.2010

Yeşil Gözlü Canavar: Kıskançlık

"O! beware, my lord, of jealousy;
It is the green-eyed monster which doth mock
The meat it feeds on."

                         – William Shakespeare, Othello



Sayısız araştırma ortaya koymuştur ki, kıskançlık her insanın zihninde yer alan bilişsel bir mekanizmadır. Evrimsel psikoloji ise bu bilgiyi biraz daha öteye taşıyarak kıskançlığın, evrimsel geçmişimiz süresince yüz yüze gelinen bazı problemlerin çözümüne yönelik gelişen bir adaptasyon olduğunu ileri sürmektedir. Her ne kadar aynı türün mensubu olsalar da kadınların ve erkeklerin farklı adaptif problemlerle karşılaşmış olmaları, bu problemlerin çözüm yollarında cinsiyete özgü bazı farklılıklar doğurmuştur.



Kıskançlıkta cinsiyet farklılıkları olduğunu ilk olarak evrimsel psikologlar öne sürmüşlerdir. Buss, Larsen, Westen ve Semmelroth’un (1992) kıskançlık konusunda ortaya koydukları evrimsel model, ebeveyn yatırımındaki cinsiyete özgü farklılıklar dolayısıyla kadınların ve erkeklerin farklı sadakatsizlik tiplerinden rahatsız olacaklarını öngörmektedir. Evrimsel açıklamaya göre uzun süreli, romantik bir ilişkide iki tip sadakatsizlik ortaya çıkabilir: Mevcut eşten başka biriyle cinsel yakınlaşma veya birliktelik anlamına gelen cinsel sadakatsizlik ve mevcut eşten başka birine yönelik duygusal ilgi, bağlılık veya aşk hissetme anlamına gelen duygusal sadakatsizlik. Bu iki tip sadakatsizlikle yüz yüze gelmek, kadınların ve erkeklerin evrimsel geçmişinde farklı sonuçlar ve bedeller doğurmuştur.


Şüphesiz her iki cinsiyet de hem cinsel, hem duygusal sadakatsizlik karşısında üzüntü ve rahatsızlık duymaktadır. Sadakatsizliğin bu iki biçiminin meydana gelişi gündelik yaşamda birbiriyle iç içedir ve aslında her iki biçim de önemli üreme kaynaklarının yitirilmesinin işaretidir (Buss ve ark., 1992). Buna rağmen, evrimsel psikologlar sadakatsizliğe verilen tepkilerde cinsiyete özgü bir tarafın bulunduğunu savunmakta ve bunu sürekli karşılaşılan adaptif problemlerin erkekler ve kadınlar açısından asimetrik olmasına bağlamaktadırlar.

Babalık şüphesi olgusu (Bkz. Sözlük) erkek kıskançlığında kilit rolü oynamaktadır. Bir erkeğin eşinin cinsel sadakatsizliği, onun babalığının kesinliğini tehdit etmekte ve kaynaklarını başka erkeklerin çocuklarına harcama riskini doğurmaktadır. Bu durumda erkek kendi genlerinin değil, eşiyle cinsel birliktelik yaşayan diğer erkeğin genlerinin devamına ve yayılmasına katkı sağlamış olmaktadır. Ayrıca eşinin başka bir erkek tarafından bir defalığına dahi gebe bırakılması, o erkeğin kendi eşinden çocuk sahibi olma şansını uzun bir süre engelleyecektir; zira bir kadının tekrar doğurgan olması için zaruri olan fizyolojik hazırlık süreci en iyi ihtimalle 9 ay, ortalamada ise 2-3 yıl alacaktır. Öte yandan, eşinin duygusal sadakatsizliği bir erkek için aynı derecede yüksek bir bedel doğurmaz; çünkü bu durum erkeğin babalığının kesinliğini tehdit etmemekte, dolayısıyla üreme başarısına zarar vermemektedir. Dolayısıyla, yukarıda aktarılan seçilim baskıları nedeniyle erkeklerin kıskançlık mekanizması cinsel sadakatsizlik ipuçlarına daha duyarlı hale gelmiş, duygusal sadakatsizlik ipuçları içinse eşit ölçüde hassasiyet geliştirmemiştir.


Kadınlar içinse durum farklıdır. Mevcut eşinin başka bir kadına duygusal bağlılık hissetmesi durumunda bir kadın, eşinin zamanını, kaynaklarını ve yatırımını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacaktır; çünkü erkekler zamanlarını ve sahip oldukları maddi kaynakları duygusal açıdan bağlı oldukları kadınlara harcama eğilimindedirler. Erkeğin cinsel sadakatsizliği ise kadın için duygusal sadakatsizliğe benzer sonuçlar doğurmamaktadır. Sağlıklı bir erkeğin fizyolojik yapısı kısa sürede -bir gün içerisinde dahi- birçok kadını dölleyebilmesine imkân sağlamakta, dolayısıyla erkeğin başka kadınlarla cinsel ilişkiye girmesi eşinin üreme başarısı için çok büyük bir tehdit yaratmamaktadır. Tüm bu nedenlerden ötürü kadınlar, uzun süreli eşlerinin duygusal sadakatsizlik ipuçlarını fark eden ve bunu önleme hedefli davranışları devreye sokan bir kıskançlık mekanizmasına sahiptirler. Bu mekanizma cinsel sadakatsizlik ipuçlarını algılamada ise aynı oranda güçlü değildir.

Kıskançlığa dair kadın ve erkekteki bu farklı karakterlerin varlığını ortaya koyan öncü çalışma Buss ve arkadaşlarının (1992) gerçekleştirdiği çalışmadır. Bu çalışmada katılımcılara, aktör olarak partnerlerini hayal ettikleri duygusal ve cinsel sadakatsizlik senaryoları sunulmuş ve hangisinin kendilerinde daha fazla rahatsızlık yarattığını belirtmeleri istenmiştir. Bunun yanında katılımcılardan, eşlerinin “bir başkasıyla çeşitli cinsel pozisyonlar içinde” olduğu ve “bir başkasına aşık olduğu” durumları hayal etmeleri istenmiş ve yine hangisini daha rahatsız edici buldukları sorulmuştur. Aynı çalışmada, partnerlerinin duygusal ve cinsel sadakatsizlik durumlarını hayal etme sürecinde katılımcıların bazı fizyolojik tepkileri (kalp atım hızı ve elektrodermal aktivite) ölçülmüştür. Üç yolla elde edilen bulgular, kıskançlık hakkındaki evrimsel yorumu doğrular niteliktedir. Daha açık söylemek gerekirse duygusal sadakatsizliğin kadınlarda, cinsel sadakatsizliğin ise erkeklerde daha fazla rahatsızlık ve kıskançlık tepkilerine yol açtığı görülmüştür.

Bu önemli araştırmanın sonuçları, daha sonraki yıllarda gerek eleştirel gerekse destekleyici pek çok araştırmanın doğmasını sağlamıştır. Bu araştırmaların bir kısmı kıskançlıktaki cinsiyet farklılıklarının bağlamsal taraflarını mercek altına almıştır. Örneğin Sagarin, Becker, Guadagno, Nicastle ve Millevoi’nin (2003) çalışmasında geçmiş aldatılma deneyiminin ve hemcinsle aldatma durumlarının bireylerin kıskançlık tepkileri üzerindeki etkileri incelenmiştir. Sonuçlara göre daha önce aldatılan erkekler, aldatılmayanlara göre partnerlerinin cinsel sadakatsizliğinden daha fazla rahatsız olacaklarını belirtmişlerdir. Partnerlerinin kendilerini hemcinsle aldatmaları koşulunda ise hem kadınlar hem de erkekler daha az kıskançlık göstermişlerdir.

Bağlamsal değişkenlerin ele alındığı bir başka çalışmada, kişilerin partnerlerini kiminle aldattığının kıskançlık açısından önemli olup olmadığına bakılmıştır. Katılımcıların en çok rahatsızlık duydukları koşul, yakın akrabaları ve partnerleri arasındaki bir ilişkiyi hayal ettikleri koşuldur. Bu koşulda katılımcıların cinsiyetleri ve sadakatsizlik türünün ayırıcı bir etkisi yoktur (Fisher ve ark., 2009).

Murphy, Vallacher, Shackelford, Bjorklund ve Yunger’in (2006) yaptıkları bir çalışmada ise daha önce romantik bir ilişki deneyimi yaşayıp yaşamama durumu ile sadakatsizliğe verilen tepkiler arasında anlamlı bir ilişkiye rastlanmıştır. Geçmişte duygusal bir ilişki yaşayan erkeklerin, bunu yaşamayan erkeklerle kıyaslandığında cinsel sadakatsizliğe daha şiddetli tepki verdikleri gözlenmiştir. Buna mukabil aynı farklılık kadınlar arasında ortaya çıkmamıştır.

Patolojik kıskançlık tanısı almış kişilerle yapılan bir araştırmanın sonucunda, sadakatsizliğe verilen tepkilerde beklenen cinsiyet farklılığına ulaşılmıştır. Diğer bir deyişle, patolojik ölçüde kıskanç erkekler cinsel sadakatsizlikten, kadınlar ise duygusal sadakatsizlikten daha çok rahatsız olmaktadırlar (Easton, Schipper, ve Shackelford, 2007).

Shackelford, Voracek, Schmitt, Buss, Weekes-Shackelford ve Michalski (2004), romantik kıskançlıkla yaş arasındaki ilişkiyi inceledikleri araştırmalarında yaş ortalaması 20,2 ve 67,1 olan iki grup üzerinde çalışmışlardır. Bulgular kıskançlıktaki cinsiyet farklılığın yaştan bağımsız olduğunu kanıtlar niteliktedir. Bununla birlikte bu farklılığın boyutu yaşlılardan oluşan örneklemde daha azdır.

Yukarıda aktarılan türdeki çalışmalar, çeşitli değişkenlerin kıskançlıktaki cinsiyet farklılığıyla ilişkisine odaklanmışken, bazı çalışmalar da cinsiyet farklılıklarını ortaya koymak için değişik metotlardan faydalanmaya yönelmiştir. Bu çalışmaların içerisinde bilişsel ölçümlerle gerçekleştirilen araştırmalar, kıskançlığa dair evrimsel psikoloji hipotezlerinin doğrulanmasının, kendini ifade etmeye dayalı (self-report) yöntemlerden kaynaklandığı eleştirilerini haksız çıkarması bakımından önemli bir yere sahiptir.

Bu çalışmalardan birinde Schützwohl (2008), katılımcılara bilgisayar ekranından 1000 milisaniyelik süreyle, cinsel veya duygusal sadakatsizlik sinyalleyen bir cümle sunmuştur. Ardından bu cümlenin hemen altında duygusal açıdan nötr bir cümle (örn. “Benzin istasyonu caddenin diğer yakasında”) belirmiş, bu iki cümle 3500 milisaniye boyunca ekranda kalmıştır. Katılımcılardan istenen uygulamanın sonunda nötr cümleleri hatırlamalarıdır. Bu işlem 18 farklı cümle sunularak tamamlanmıştır. Araştırma sonucunda görülmüştür ki, romantik ilişkisi olan erkeklerin hatırlama performansları, nötr cümleyle birlikte cinsel sadakatsizlik sinyalleyen cümlelere maruz kaldıklarında düşmektedir. Kadınların hatırlama performansları ise nötr cümleyle birlikte duygusal sadakatsizlik sinyalleyen cümleler okuduklarında düşmektedir. Bu durum erkek zihninin cinsel, kadın zihnininse duygusal sadakatsizlik ipuçlarına otomatik olarak daha fazla dikkat yönelttiğini göstermektedir.

Yine Schützwohl’un (2006) gerçekleştirdiği bir başka araştırmada, cinsel ve duygusal sadakatsizlik senaryoları sunulan katılımcılara, senaryodaki durumun gerçekleşmesi halinde partnerlerine öncelikli olarak yöneltecekleri soruların ne olacağı sorulmuştur. Beklenildiği üzere, kadınların % 51’i duygusal bağlanmayla ilgili en az bir soru yönelteceklerini belirtirken, erkekler daha çok partnerlerinin cinsel birliktelik yaşayıp yaşamadığını öğrenmeye yönelik sorular soracaklarını belirtmişlerdir.

Pietrzak, Laird, Stevens ve Thompson (2002) kıskançlıktaki evrimsel temelli cinsiyet farklılığının doğruluğunu fizyolojik ölçümlerle desteklemişlerdir. Cinsel ve duygusal sadakatsizlik durumlarının nabız sayısı, deri ısısı gibi fizyolojik tepkiler üzerinde yarattığı etkiler cinsiyete göre farklılık göstermiştir.

Fisher, Voracek, Rekkas ve Cox (2008), birçok çalışmadan farklı olarak kişilerin kendi sadakatsizlikleriyle ilgili duygularını inceleyen bir araştırma yapmışlardır. Katılımcılardan önce, kendilerini duygusal veya cinsel sadakatsizlik durumlarında hayal etmeleri istenmiş, sonra hangi durumun kendilerinde daha fazla suçluluk duygusu yarattığı sorulmuştur. Umulanın aksine, erkekler cinsel sadakatsizlik, kadınlarsa duygusal sadakatsizlik eylemlerinin ardından kendilerini daha suçlu hissedeceklerini belirtmişlerdir. Araştırmacılar bu durumun her iki cinsiyet üyeleri için de geçerli olan, karşı cinsin zihnini yanlış okuma eğiliminden kaynaklandığını ileri sürmüşlerdir. Şöyle ki, eşlerinin cinsel sadakatsizliğinden daha çok rahatsız olan erkekler, bu durumun kadınlar için de aynı olduğunu düşünmeye meyillidirler. Dolayısıyla kendilerinin olası bir cinsel sadakatsizliğinin eşlerinde yaratacağı üzüntü ve acının büyük olacağını öngörerek, kendilerini daha suçlu hissetmektedirler. Aynı örüntü kadınlar için de duygusal sadakatsizlik bağlamında geçerlidir.

Eşin sadakatsizliğinin ardından mevcut ilişkinin sonlandırılması ve bağışlama ihtimallerinin cinsiyete göre farklılaştığını ortaya koyan Shackelford, Buss ve Bennett’in (2002) araştırmaları da evrimsel bakış açısını değişik yöntemlerle destekleyen çalışmalara iyi bir örnektir. Söz konusu araştırmada katılımcılar eşlerini cinsel ve duygusal sadakatsizlik eylemleri içerisinde hayal etmişler, ardından böyle bir durumda ilişkiyi sonlandırma ihtimallerini ve eşlerini ne derece kolay affedeceklerini değerlendirmişlerdir. Bulgular, kıskançlıktaki cinsiyet farklılıklarına dair evrimsel yorumu bir kez daha haklı çıkarmıştır. Erkekler cinsel, kadınlar duygusal sadakatsizlik durumunda ilişkiye son verme ihtimallerinin daha yüksek olacağını ve eşlerini daha zor affedeceklerini söylemişlerdir.

Özetle söylemek gerekirse, kıskançlık mekanizmasının cinsiyete özgü yönlerini açıklayan evrimsel hipotezin doğruluğu çok sayıda deneysel sınamaya dayanmaktadır. Bu hipotez, cinsel ve duygusal bakımdan ihanete uğramanın kadınlar ve erkeklerde farklı tepkiler doğuracağını öne sürmekte ve gerek fizyolojik, gerekse psikolojik ölçümlerde ortaya çıkan bu örüntünün nedenini açıklayabilmektedir. Buna ek olarak evrimsel hipotez, cinsellik konusunda gayet liberal bir tutum sergileyen İsveç ve Hollanda gibi ülkelerden, cinsellik konusuna muhafazakâr yönden bakan Çin ve Kore gibi ülkelere varıncaya kadar çeşitli kültürlerde, aynı cinsiyet farklılıklarının gözlenmesinin sebebini de izah edebilmektedir (Buss, 2002).


Kaynaklar

– Buss, D. M., Larsen, L. J., Westen, D., & Semmelroth, J. (1992). Sex differences in jealousy: Evolution, physiology, and psychology. Psychological Science, 3 (4), 251-255.

– Sagarin, B. J., Becker, D. V., Guadagno, R. E., Nicastle, L. D., & Millevoi, A. (2003). Sex differences (and similarities) in jealousy: The moderating influence of infidelity experience and sexual orientation of the infidelity. Evolution and Human Behavior, 24, 17-23.

– Fisher, M., Geher, G., Cox, A., Tran, U. S., Hoben, A., Arrabaca, A., et al. (2009). Impact of relational proximity on distress from infidelity. Evolutionary Psychology, 7 (4), 560-580.

– Murphy, S. M., Vallacher, R. R., Shackelford, T. K., Bjorklund, D. F., & Yunger, J. L. (2006). Relationship experience as a predictor of romantic jealousy. Personality and Individual Differences, 40, 761-769.
– Easton, J. A., Schipper, L. D., & Shackelford, T. K. (2007). Morbid jealousy from an evolutionary psychological perspective. Evolution and Human Behavior, 28, 399-402.

– Shackelford, T. K., Voracek, M., Schmitt, D. P., Buss, D. M., Weekes-Shackelford, V. A., & Michalski, R. L. (2004). Romantic jealousy in early adulthood and in later life. Human Nature, 15 (3), 283-300.

– Schützwohl, A. (2008). The disengagement of attentive resources from task-irrelevant cues to sexual and emotional infidelity. Personality and Individual Differences, 44, 633-644.

– Schützwohl, A. (2006). Sex differences in jealousy: Information search and cognitive preoccupation. Personality and Individual Differences, 40, 285-292.

– Pietrzak, R. H., Laird, J. D., Stevens, D. A., & Thompson, N. S. (2002). Sex differences in human jealousy: A coordinated study of forced-choice, continuous rating-scale, and physiological responses on the same subjects. Evolution and Human Behavior, 23, 83-94.

– Fisher, M., Voracek, M., Rekkas, P. V., & Cox, A. (2008). Sex differences in feelings of guilt arising from infidelity. Evolutionary Psychology, 6 (3), 436-446.

– Shackelford, T. K., Buss, D. M., & Bennett, K. (2002). Forgiveness or breakup: Sex differences in responses to a partner’s infidelity. Cognition and Emotion, 16 (2), 299-307.

– Buss, D. M. (2002). Human mate guarding. Neuroendocrinology Letters Special Issue, 23 (4), 23-29.

2 yorum:

  1. Çok güzel bir derleme olmuş. Adı geçen araştırmacılardan ikisinin dilimden düşmeyen bir araştırmalarında katılımcılar erkek kardeşlerinin, eşleri tarafından duygusal olarak aldatılmalarını cinsel olarak aldatılmalarına tercih ederken; aynı katılımcılar, kız kardeşlerinin duygusal olarak değil de cinsel olarak aldatılmalarını tercih ediyorlardı.

    “Seks Neden Keyiflidir” kitabında da Diamond’un, kadınların büyük hayvan peşinde koşan ve çapkın “gösterişçi” yerine, hurma ve bal toplayan uysal ve sadık “besleyici” yi tercih ettiklerini anlatmasıyla da güzel bir bağlantı kuruluyor. [kitap bitti bu arada :) ]

    Michalski, R. L., Shackelford, T. K., and Salmon, C.A. (2007). Upset in response to a sibling’s partner’s infidelities. Human Nature, 18, 74-84.

    YanıtlaSil
  2. Katkın için çok teşekkürler. Yorumunu yeni gördüm. :)

    YanıtlaSil