Evolutionary Psychology

1.03.2017

Gerçek Kimin Umurunda? Türe Özgü Bilişsel Hataların Evrimsel Arka Planı

(Bu makale, ilk olarak ONTO Dergisi 11. Sayıda yayımlanmıştır.)

İnsanın sınırsız çevresel çeşitliliğe sahip bir ortamda yaşamasına ve bu ortamdan sınırlı fakat ihtiyacının da ötesinde faydalanmasına olanak sağlayan, karmaşık ve gelişmiş bir yapıdır insan zihni. Yüzbinlerce yıldan bu yana türümüz, işbirliği, sosyal takas, doğal yaşam alanlarını yeniden biçimlendirme, tarım, kentleşme ve birikimli kültür gibi meseleleri de kapsayan değişik sosyal ve ekolojik problemlerin etkili bir şekilde üstesinden gelmiştir. Besbelli ki bizler, çoğunlukla öngörülemez ve sürekli değişen bir gezegende hayatta kalma ve üreme becerisine sahip zeki organizmalar olarak, çevremizde olan biten şeyleri doğru tespit ve analiz etmekte mahiriz. Öte yandan doğru eylemlerin birikimli sonucuna “başarı” diyen hâkim bakış açısının dışına çıkıp adaptasyonist bir bakışla şu soruyu ortaya atmak kafalarımızı kurcalıyor: Hatalı düşünmek doğru eylemenin önünü açabilir mi? Şöyle sormak da mümkün: Bir şeyi hatalı değerlendirdiği için zihnimize şükredebilir miyiz?


Evrimsel bir bakış açısına göre gerçeklik, ancak üreme ve hayatta kalma başarısına katkısı oranında önemlidir. Dolayısıyla gerçekliğin algısı ve yorumu hatalı dahi olsa, bu, türün bireylerini evrimsel ölçekli bir yarar-zarar terazisinde avantajlı bir sonuca götürebilir. Muhakeme ve karar verme aygıtı, hatasız olan kanıyı değil, adaptif olan kanıyı doğru bulmak üzere evrilmiştir. Biraz daha açalım…

İnsan sosyalliğinin atmosferinde yoğun olarak hissedilen şey, belirsizliktir. Bir grup içindeki herkes, diğerlerinin niyetleri ve duygu durumları hakkında sürekli tahminlerde bulunmak zorundadır. Bir kadın için nasıl bir erkek çekicidir? Onu bir erkeğe aşık eden şey nedir? Koridorda karşılaştığımız birinin bize çarpması kaza mıdır, yoksa düşmanca hisleri mi yansıtmaktadır? Dile getirilmemiş niyetler ve gizlenmiş eylemlere ilişkin bir yığın ipucuna dayanarak tahminlerde bulunmanın ötesine geçmemiz çok zordur. Sözgelimi, birinin romantik partneri üzerindeki yabancı bir koku, aldatılma işareti de olabilir, sıradan bir görüşmeden kaynaklanan masum bir koku transferi de (Buss, 2001). Hata Yönetimi Teorisi [HYT] (Error Management Theory) işte tam da bu gibi belirsizlik durumlarında karar verici bilişsel aygıtın nasıl işlediğini açıklayan nispeten yeni teorilerden biridir. Evrimsel bir çerçeveye sahip bu teorinin temel savı, “bilişsel hataların, geçmişte insanların hayatta kalma ve üreme başarısına sağladıkları faydalar dolayısıyla, günümüzde hâlâ var olan adaptif eğilimlerden kaynaklandığı”dır (Haselton ve Buss, 2000).

Bir hüküm ya da kararın ardından ortaya çıkabilecek hatalı sonuçlar genel olarak iki çeşittir: Söz konusu durumun, gerçekte doğru olmadığı hâlde doğruymuş gibi kabul edilmesi (pozitif hata [false positive]) veya gerçekte doğru olduğu hâlde yanlışmış gibi kabul edilmesi (negatif hata [false negative]). Pozitif hatalar aynı zamanda 1. Tip (Type I) hata, negatif hatalarsa 2. Tip (Type II) hata olarak ifade edilmektedir. Bu iki tip hatanın gerçekleşmesi neticesinde meydana çıkabilecek bedeller nadiren özdeş olmaktadır (Haselton ve Nettle, 2006). Örneğin, duman alarmları 1. Tip hatalar yapmaya yatkındır; çünkü gerçek bir yangını fark edememenin bedelleri, yanlış alarmdan doğacak bedellerden çok daha ağır olacaktır. İstatistik analizlerindeyse tam tersi geçerlidir; birçok bilim insanı 1. Tip hataları, 2. Tip hatalardan daha riskli olarak değerlendirmektedir (Haselton ve Buss, 2003).

HYT’ye göre, sosyal yaşamla ilgili öngörülerin sonuçlarındaki yarar-zarar asimetrisi –eğer evrimsel süreç boyunca yinelenirse– tahmine dayalı bilişsel eğilimler üreten seçilim baskıları yaratır. Tıpkı duman alarmlarının negatif hatalardan ziyade pozitif hatalar yapmaya daha meyilli üretilmesi gibi, evrilmiş bilgi işleme mekanizmaları da hata tiplerinden birini diğerinden daha çok yapmaya yatkın bir çizgide evrilmiştir (Buss, 2001). Getirileri bakımından hangi tip hata daha adaptif ve düşük bedelliyse insan zihni o tip hataya daha çok yönelmektedir. Hatta bazı hâllerde nesnel gerçekliği bilmek hatalı bilgiden daha yüksek bedelli olabildiği için, hatalı yorum yapma eğilimi ağır basmaktadır (sözgelimi, arkanızdan size doğru yaklaşan yabancı bir sesi gerçekte olduğundan daha yakınınızda algılayıp erken tepki geliştirmeniz daha adaptiftir). Bu eğilimin yönü ve ölçüsü, büyük oranda bağlam ve cinsiyet gibi faktörlere bağlıdır. Örneğin potansiyel bir romantik partnerin cinsel niyetlerini değerlendirmenin yarar-zarar hesabı, mevcut romantik partnerin bağlanma düzeyini değerlendirmenin hesabından farklıdır. Benzer şekilde belli tip hataların bedeli ve getirisi kadınlar ve erkekler için farklılaşmaktadır. Bunun sonucunda da kadınlarda ve erkeklerde farklı öngörü eğilimleri ortaya çıkmıştır. Daha önceki teoriler ise, bilişsel eğilimlerdeki bu cinsiyet farklılıklarını hesaba katmamıştır (Buss, 2001).

Bu noktada, belirli bağlamlar üzerinde durup insan zihninin bunlarla karşılaştığında ne gibi değerlendirmeler yaptığını biraz yakından incelemek, HYT’nin mantığını daha net anlamamıza yardımcı olacak.

Bu bağlamlardan birinde yılan, örümcek ve akrep gibi tehlikeli hayvanlarla karşı karşıya geldiğinizi hayal edin. Bu canlıların bazı türlerinin zehri insanı kısa sürede felç ve ölüme götürürken, bazı türleri hayati bir tehlike oluşturmaz. Ne var ki, bir insanın hangi yılanın veya örümceğin zehirli olup olmadığını bilmesine çoğu zaman imkân yoktur. Bir yılanla veya örümcekle karşılaşmanız durumunda zihninizin düşebileceği pozitif hata, zehirli olmadığı hâlde ondan korkmanıza ve alarma geçmenize sebep olmasıdır. Böylesi bir hatanın –açmak gerekirse, korkunun yarattığı fizyolojik ve davranışsal tepkilerin– bedeli çok yüksek değildir; ancak negatif hatanın, yani zehirli bir yılanla veya örümcekle karşılaştığınızda ondan korkup kaçmamanızın bedelini ise canınızla ödeyebilirsiniz. Bu nedenle insanlar –bugünün modern kent ortamında yaşayıp ömründe bu canlılarla hiç karşılaşmayanlar bile–, bu tür zehirli hayvanlara karşı son derece hızlı bir korku tepkisi göstermektedirler. Aynı örüntü yiyecekler için de geçerlidir. Zararsız bir besini zararlı olarak görüp yemekten kaçınmak, zararlı bir besini zararsız olarak görüp yemekten çok daha küçük bedellere sebep olur. İkinci durumdaki hatalı değerlendirmenin telafisi bazen mümkün olmayabilir.

Benzer eğilimler kişiler arası ilişkilerde de göze çarpıyor. İnsanlara karşı çoğunlukla temkinli yaklaşmak, belki zararsız ve tehlikesiz kişilerden de uzak durmaya yol açacaktır; fakat bu tip bir hatanın doğuracağı (yabancılara daha az güvenmek gibi) sonuçlar genellikle önemli değildir. Öte yandan, gerçekten düşmanca niyetleri olan kişilere karşı ihtiyatsız ve yakın davranmak ciddi riskler doğurabilir. Bu yüzden türümüzün çoğu bireyi, sosyal hayatta karşılaştıkları yabancılara yönelik korku duygularını ve tehlike algılarını kolayca devreye sokmaktadır (Haselton ve Nettle, 2006). Büyük bir sevecenlik ve şefkatle kucağınıza aldığınız bir bebek, ona yabancı gelen yüzünüzü inceledikten kısa bir süre sonra ağlamaya başladığında –eğer ona gerçekten zarar vermeye niyetli değilseniz– diğer akranlarının neredeyse tamamı gibi pozitif hatayı tercih etmiş demektir. Yani tehlikeli olmadığınız hâlde sizi tehlikeli algılamıştır.

Bu tip örnekleri çoğaltmak mümkün olsa da sadece yukarıda aktarılan durumları değerlendirdiğimizde, atalarımızın yirmi dört saatini geçirdikleri doğal ve sosyal çevreye dair hatalı algılara sahip olmasının, mutlak doğru algılara sahip olmasından daha adaptif olduğunu söylemek zor değil; zira hatalı algılar sayesinde daha erken ve hızlı önlemler alma imkânı doğmaktadır. Bu tespiti yaptıktan sonra merakımızı kadın-erkek ilişkilerine çevirelim: Acaba kadınlar ve erkekler birbirlerine dair hatalı değerlendirmeler mi yapıyorlar?

 

Karşı cinse yönelik hatalı algılar


HYT’ye göre, insan zihni, karşı cins üyelerinin aklından geçenleri okuma sürecinde de birtakım hatalı yorumlar yapmaya eğilimlidir. Bu hatalı yorumlardan biri, erkeklerin kadınların cinsel niyetlerine dair algılarıyla ilgili. Haselton ve Buss’a (2000) göre; erkeklerin sahip olduğu bilişsel adaptasyonlar, cinsel ilişkiye girme fırsatlarından azami ölçüde istifade etmeye yönelik evrilmiştir. Bu tip fırsatları kaçırma riskini olabildiğince azaltabilmek adına türümüzün erkekleri, kadınların cinsel birlikteliğe yanaşma niyetlerini gerçekte olduğundan daha güçlü algılamaktadırlar. Hatırlatmak gerekirse, erkeklerin üreme başarısı cinsel ilişkiye girdiği kadınların sayısına bağlı olarak artmaktadır; hâl böyleyken bir erkeğin karşısındaki kadının cinsel ilişki niyetini olumlu olduğu hâlde olumsuz algılaması ve ondan uzaklaşması üreme başarısına belli oranda zarar verecektir. Bunun tersi ise, yani erkeğin kadının cinsel ilişki niyetini gerçekte olumsuz olduğu hâlde olumlu algılaması hâlinde, yalnızca boşuna kur yapmaktan kaynaklanan zaman ve enerji kaybından başka bir bedel doğmayacaktır. Haselton ve Buss’ın (2000) çalışmaları gösteriyor ki, erkeklerin kadınların cinsel ilişki niyetlerine dair algıları, hem kadınların diğer kadınlara dair algılarından, hem de kadınların kendilerine dair algılarından daha abartılı. Bununla birlikte aynı abartılı algı, erkeklerin kız kardeşleriyle ilgili değerlendirmelerinde geçerliliğini yitiriyor, yani erkekler kız kardeşlerinin cinsel ilişki niyetlerini diğer kadınlarda olduğu gibi hatalı tahmin etmiyorlar. Bu bulgu şaşırtıcı değil, zira normal şartlarda hiçbir erkek kız kardeşiyle üreme maksadı gütmez, bunun adaptif bir tarafı yoktur.

Kadınların, erkeklerin cinsel ilişki niyetleriyle ilgili algılarında ise abartma eğilimi ortaya çıkmamıştır; bunun yerine erkeklerin bağlanma niyetleriyle ilgili şüpheci değerlendirmeler yaptıkları görülmüştür. Daha açık bir ifadeyle, kadınların algısal mekanizmaları, erkeklerin uzun süreli ilişkiye girme niyetlerini gerçekte olduğundan daha zayıf algılamaya eğilimlidir. Böylece kadınlar, cinsel birlikteliğe razı oldukları erkeklerin, amaçlarına ulaştıktan sonra sürpriz şekilde kendilerini terk etme olasılığını en aza indirmektedirler. Gerçekten bağlanmaya ve uzun süreli ilişkiye niyetli olduğu hâlde bir erkeğin aksi yönde değerlendirilmesi ve nihayetinde reddedilmesi ise, kadınların üreme başarısı için büyük bir tehdit sayılamaz; çünkü kadınlar eş bulma konusunda (eşleşme havuzunda her zaman çok sayıda erkek bulunduğundan) fazla zorluk çekmemektedirler. Bu bilgiye ek olarak Haselton ve Buss (2000), erkeklerin, kadınların bağlanma niyetleriyle ilgili algılarında ise herhangi bir hatalı öngörü eğilimine rastlamadıklarını belirtmektedirler.

Kadınların ve erkeklerin birbirlerine yönelik yukarıda aktarılan biçimdeki hatalı algılara sahip olduğu fikrini destekleyen çalışmaların (örn., Haselton, 2003; Koenig, Kirkpatrick ve Ketelaar, 2007) yanı sıra, bu fikrin yanlışlığına dair veriler sunan ve HYT’ye eleştirel bir gözle bakan çalışmalar da mevcut. Örneğin Geher (2009), Haselton ve Buss’ın (2000) bulgularının doğruluğunu test etmek amacıyla yaptığı çalışmasında, HYT’nin savunduğu bazı noktaları eleştirmiştir: Çalışmanın sonuçları, erkeklerin kadınlara dair abartılı cinsel niyet algılarının olmadığını, aksine kadınların erkeklerin cinsel arzularını çok güçlü şekilde abarttıklarını ortaya koymuştur. Buna göre kadınlar, karşı cinse ilişkin değerlendirmelerinde “erkekler her zaman açgözlüdür” ön kabulünden hareket etmekte ve gerek uzun süreli, gerekse kısa süreli ilişkilerde erkeklerin yalnızca cinsel ilişkiyi umursadığını düşünmektedirler. Kadınların bu düşünce biçimi aslında, erkeklerin bağlanma niyetlerine yönelik şüpheleriyle örtüşmektedir.

Haselton ve Buss’ın (2000) bulguları, Quadros-Wander ve Stokes’un (2007) duygu durumundaki farklılaşmaları da değişken olarak hesaba kattıkları araştırmalarında da tekrarlanmamıştır. Ne erkekler karşı cinsin cinsel ilişki niyetlerini abartmaktadırlar, ne de kadınlar karşı cinsin bağlanma niyetlerini azımsamaktadırlar. Yazarlar bu sonucu, bireylerin potansiyel eşlerdeki cinsel ilişki ve bağlanma niyetleriyle ilgili algılarının sabit olmadığı ve duygu durumlarındaki değişimlerden etkilendiği şeklinde yorumlamışlardır. Dahası, söz konusu niyetlerin doğru algılanması, algının hedefi olan kişinin duygu durumuna da bağlıdır. Çelişkili gibi duran bu bulgular bilişsel eğilimlerdeki karmaşıklığı ve çok etkenli yapıyı bir kez daha hatırlamamızı sağlıyor.

Teorinin çıkış noktası olan, insanın muhakeme yetisinin en doğruya ulaşmak için şekillenmediği fikri, gözlemlenen bilişsel hatalara dair açıklamaları değiştirebilir ve türe özgü yeni bilişsel hataların keşfedilmesine öncülük edebilir.

Kaynaklar ve İleri Okuma Önerileri

Buss, D. M. (2001). Cognitive biases and emotional wisdom in the evolution of conflict between the sexes. Current Directions in Psychological Science, 10(6), 219-223.

Haselton, M. G. & Buss, D. M. (2000). Error management theory: A new perspective on biases in cross-sex mind reading. Journal of Personality and Social Psychology, 78(1), 81-91.

Haselton, M. G. & Buss, D. M. (2003). Biases in social judgment: Design flaws or design features? In J. Forgas, K. Williams, & B. von Hippel (Eds.) Responding to the Social World: Implicit and Explicit Processes in Social Judgments and Decisions (23-43). Cambridge: Cambridge University Press.

Haselton, M. G. & Nettle, D. (2006). The paranoid optimist: An integrative evolutionary model of cognitive biases. Personality and Social Psychology Review, 10(1), 47-66.

Haselton, M. G., Bryant, G. A., Wilke, A., Frederick, D. A., Galperin, A., Frankenhuis, W. E., et al. (2009). Adaptive rationality: An evolutionary perspective on cognitive bias. Social Cognition, 27(5), 733-763.

Geher, G. (2009). Accuracy and oversexualization in cross-sex mind-reading: An adaptationist approach. Evolutionary Psychology, 7(2), 331-347.

Koenig, B. L., Kirkpatrick, L. A., & Ketelaar, T. (2007). Misperception of sexual and romantic interests in opposite-sex friendships: Four hypotheses. Personal Relationships, 14, 411-429.

Quadros-Wander, S. & Stokes, M. (2007). The effect of mood on opposite-sex judgments of males’ commitment and females’ sexual intent. Evolutionary Psychology, 5(3), 453-475.

2 yorum:

  1. son derece derli ve toplu bir anlatım olmuş. sosyolojik açıdan hata dediğimiz davranışların evrimsel açıdan başarı olabileceği gerçekten de ilginç bir nokta..

    YanıtlaSil
  2. ulan ben de yeni kitaplar arıyorum. artık buradan okuyacağım.

    YanıtlaSil